"Türkiye-Bulgaristan İlişkileri ve Türk Azınlık"

20.09.2019 - 09:53

Dr. Kader Özlem’in kaleme aldığı “Türkiye-Bulgaristan İlişkileri ve Türk Azınlık” adlı eseri Türkiye-Bulgaristan İlişkileri ve Bulgaristan Türkleri, Soğuk Savaş Döneminde Bulgaristan Türkleri Ve İkili İlişkiler, Jivkov Sonrası Dönemde Türkiye-Bulgaristan Türklerinin Durumu gibi konuları içeriyor.

Prof. Dr. Sayın Ömer Göksel İşyar'ın takdimiyle başlayan ve yazarının Türkiye-Bulgaristan İlişkileri ile Türk Azınlık bağlamında iki çift kelam etmek için hazırladığı bu çalışma konuyla ilgilenenlere sunulur.

Yazar, ‘Türk akademiyasına hayırlı olmasını diliyorum. Bizimkisi literatüre mütevazı bir katkıda bulunma gayreti. Bulgaristan’dan gerçekleşen Zorunlu Göçün 30. yılına denk geldiği için ayrıca mutluyum’ diye paylaşıyor.

 

KİTABIN ÖN SÖZÜ:

Bulgaristan, komşu bir ülke olarak Türkiye’nin dış politikasında önemli bir yer tutmaktadır. Bulgaristan Türkleri, Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinin genel seyri içerisinde temel parametrelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer bir deyişle, azınlığın durumunda meydana gelebilecek olası bir radikal değişim, Ankara-Sofya ekseninde üzerinde doğrudan sonuç doğurabilme potansiyelindedir.

Bulgaristan Türklerinin Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinde sahip olduğu öneme karşın, azınlığı bu yönüyle ele alan yayınlara Türk akademik literatüründe rastlamak güçtür. Hatta sadece Türk azınlık konusunda değil, Türkiye’de Bulgaristan ile ilgili çalışmalarda bile tatmin edici bir seviyede bulunulmadığı dikkat çekmektedir. Hâlbuki Bulgaristan’ın sadece komşu bir ülke olması ve bünyesinde Türk azınlık bulundurması gibi gerekçelerle akademik çalışmalarda ve ulusal basında kendisine geniş bir şekilde yer bulması gerekmektedir. Ne var ki Bulgaristan konusu ikili ilişkilerde bir kriz olması halinde ele alınmaya değer bir konu olarak kalmıştır.

Literatürdeki bu eksikliğin kapatılması noktasında mütevazı bir katkıda bulunmayı amaçlayan çalışma, özü itibarıyla Temmuz 2010’da Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda değerli Hocam Prof. Dr. Ömer Göksel İŞYAR’ın danışmanlığında savunmuş olduğum “Soğuk Savaş Sonrası Dönem Türk-Bulgar İlişkilerinde Türk Azınlığın Durumu” başlıklı Yüksek Lisans tezime dayanmaktadır. Aradan geçen yaklaşık 10 yıllık süre zarfında ikili ilişkilerde ve özellikle Bulgaristan Türkleri bağlamında yaşanan gelişmeler çalışmanın güncellenmesine ve Türk yazın hayatına bir kitap olarak sunulmasına katkı sağlamıştır. Yakın çevremden bu konuda yapılan baskı ve isteklerin de hakkını teslim etmek gerek.

Bu telkin ve teşviklerin etkisiyle 2010 yılında savunduğum Yüksek Lisans tezimi baştan başa elden geçirdim. Başlangıçta zihnimde yapacağım işlem küçük bir işti. Öyle ya kapanıp çalışırsam kısa sürede bitirebilirdim. Türklerin işe başlamaya özgü hevesiyle çalışmaya koyulsam da bir süre sonra bu işin sandığımdan çok daha zor olacağını anlamıştım. Lakin iş işten geçmişti. Madem ki başladım, o halde bitirmeliydim. 1 ayda bitirmeyi umduğum düzenleme 3 ayı geçti. Bilim için feda olsun!  Yaptığımın bir nevi yeniden yazma süreci olduğunu ancak 1 ayı geçince fark ettim. Geçmiş olsun!  Bu süreçteki temel motivasyonum 1989’da Bulgaristan’dan gerçekleşen zorunlu göçün 30. yılı olmasıydı. Öyle ya, mutlaka bir nefeslik de olsa bir şeyler söylemeliydim veya yazmalıydım. ‘İdealar alemi’nde yaşamak benim de hakkımdı. Şimşir, Lütem, Keskioğlu, Özgür, Memişoğlu, Eminov, Yenisoy, Yalımov vs. seviyesinde ve ayarında olmasa da “bu arkadaş da bir şeyler anlatmaya çalışmış” dedirtmekti gayem. Sayın Keskioğlu ve Eminov dışında bu isimlerin hepsiyle şahsen tanıştım. Muazzam insanlardı. Bir kısmı ebediyete intikal etti. Allah rahmet eylesin! Gördüğümüz gibi eserleriyle aramızdalar hâlâ…

Yaptığım şuydu: 2009-2010 yıllarında yazdığım tezimi 10 yıl sonra yeniden okumak ve 10 yılın tecrübesiyle yeniden yazıp eksik kalan 10 yılı tamamlamak. 10 yıllık süre zarfında Bulgaristan Türkleriyle farklı konu başlıkları altında yazmış olduğum makalelere de çalışmada yer verdim. Türk azınlığın siyasi alanda yaşadığı kırılmalar, Bulgaristan seçim analizleri, Türkiye’nin Bulgaristan Türkleri politikası ve AB üyeliği sonrasında kendisini daha somut olarak gösteren Batı Avrupa’ya göçler bu kapsamda ele alındı. Brubaker’ın “Üçlü Bağ” yaklaşımı ile Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinin görülmeyen aktörü olarak İstanbul’da yaşayan Bulgar azınlık da çalışmada kendisine yer buldu. Daha da önemlisi Bulgarca kaynaklar çalışmayı tamamlamış oldu. Çalışmayı güncellerken içine düştüğüm kaygı görüp bildiğim, konuşup duyduğum pek çok hususu dipnot haline getirememekti. Tezin öncesinde ve yazım sürecinde Bulgaristan’a gidip çalışmalar yapmıştım. Ancak 2010 sonrası dönemde onlarca defa Bulgaristan’a gidip farklı periyotlarda aylarca kaldım. Sofya, Filibe, Şumnu, Burgaz ve doğal olarak Kırcaali zihin dünyamda ‘arka bahçe’ haline gelmişti. Cebel ve Yörük köyü olan Yardere zaten evimdi. O köy ki bana bu kitabı yayınlattı. Yine orasıdır ki tütün tarımı ve hayvancılıkla uğraşır, insanı göç eder, Türkiyecilik çıktığı zaman yerinde durmaz, demokrasi gelir bu kez Avrupa’ya akın eder, Balkan’ın içinde bir yerde durur. Bulgaristan’da değil de sanki Edirne’nin veya Bursa’nın bir köyünde hissettirir insana kendini. Gündem bellidir: Erdoğan-Kılıçdaroğlu atışması, Galatasaray-Fenerbahçe derbisi, akşamki dizilerin analizi, pensiyaların azlığı ve düşük maaşlar, Türkiye otobüsünün kaçta kalkacağı… Örneklemdir adeta. Rodoplar’ın diğer köylerinde de Deliorman’da da durum farklı değil.

Sahanın havası çok farklı bir şey. Gezip gördükçe, mehter sesi duyup ağlayan ihtiyara da denk geliniyor, “Türkçe konuşmayın, Bulgarlar kötü kötü bakıyor” diyene de… Köylerde gezinirken bahçesinden meyve getiren köylü de sahada, “Cuma yanı uşağım bura” diyen nur yüzlü teyze de… Bulgaristan’da o kadar çok Cuma var ki rotamızdan buluyoruz Cuma’yı: Eski Cuma! Sahada Bulgar var kardeşin gibi, ama yine Bulgar var ürkütür insanı. Hal böyle olunca, onca yeri gezdikten sonra dipnot atmak oldukça güç. Buna bir de göçmen derneklerinde 15 yıldır sürdürdüğümüz aktivistlik eklenince, durum iyice içinden çıkılmaz bir hâl alıyor. Akademik bir çalışmada yer bulacak şekilde somut bir şekilde aktarmaya çalıştım.

Paylaş