BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN YAZILI EDEBİYATI

12.02.2013 - 15:19

Bulgaristan Türklerinin yazılı edebiyatı 120 yıllık tarihi boyunca bir azınlık edebiyatı olarak Rumeli Türk edebiyatı geleneklerini sürdürmeye çalışmış; ancak, ağır toplumsal koşullar yüzünden sık sık durgunluk hatta suskunluk dönemi yaşamıştır. Bulgaristan'daki Türk edebiyatının geçmişi çok iyi araştırılmış değildir. Ancak, 15. yüzyıldan sonra buraya gelen Türk sanatçıların, çevrelerini etkilediği bilinmektedir. 16. yüzyıldan sonra artık buraya özgü bir Türk edebiyatı belirmeye başlamış, öte yandan Anadolulu pek çok şair ve düşünür Bulgaristan'a gelmiştir ve bu durum, 18. yüzyılda da sürmüştür. 19. yüzyılda Osmanlı Devleti dağılmaya başlayınca, edebiyatçılar da bundan etkilenmiş; Türklük ve İslâmlık duygularını dile getirmeye başlamışlardır. Bu dönemde Türk halk edebiyatı ile klasik Türk edebiyatı çizgisinde bir edebî gelişim vardır.

Bulgaristan Türk edebiyatının gelişmesinde esas dönemleri belirlerken, bu ülkedeki toplum hayatında değişme ve gelişmelerle birlikte edebiyat sürecinin de kendi özel kurallarına göre nasıl ve hangi yönde geliştiğini göstermek önemlidir. Ancak başlangıcından bugüne kadar (1878-1997) yazılmış sanat eserleri hakkında araştırmaların yeterince yapılmamış olduğundan dönemleri de daha genel bir biçimde Bulgaristan Türkleri edebiyatı üç döneme ayrılmıştır.

 

BİRİNCİ DÖNEM

 

Bağımsız Bulgaristan devletinin kuruluşundan 1944 yılına kadar (1878-1944). Birçok askeri ve politik olaylarla dolu olan 1878-1944 yılları arası dönemin Bulgaristan Türkleri edebiyatına yansıması da doğaldır. Bu dönemde yurt ve ulus özlemi, Balkan ve Bulgaristan Türklerinin sorunları ve bu yoldaki mücadeleler, baskının ruhsal etkileri, gelenek ve göreneğe bağlılık, Türkiye sevgi önde gelen konu ve temalardır. Balkan Savaşları da derin ızdırapların kaynağı olmuş ve birçok sanatçımızın yaratıcılığında ana konuyu oluşturmuştur. İlk dönemde öğretmen yazarların ve çocuk edebiyatının da etkili olduğu görülmektedir. (Süleyman Sırrı, Osman Nuri Peremeci, Hafız Abdullah Meçik, Mehmet Masum...)

 

Ancak bu dönemin sanatçıları yeterince araştırılmamış, eserleri de gün ışığına çıkarılmamıştır. Elde olan bilgilere dayanarak birinci dönem edebiyatını iki alt döneme ayırmak mümkündür. Birinci alt dönem 1878'lerden 1919 yılına kadar ve ikinci alt dönem de 1920'lerin başından 1944'e kadar devam eder.

 

a) Birinci alt dönemde yazılan sanat eserleri, geçen yüzyılın sonlarından 1908 yılına kadar Bulgaristan'da Türkçe çıkarılan gazete sayfalarında bulunmaktadır. Birinci alt dönemin başlıca temsilcileri olarak Âşık Hıfzı ve Hüseyin Raci Efendi gösterilmelidir. Her ikisi de Doksanüç Savaşını konu alan olayları sergilemektedir. Özellikle Hüseyin Raci Efendi'nin "Tarihçe-i Vak'a-i Zağra" (“Zagra Müftüsünün Hatıraları") başlıklı eseri edebiyatımızda emsali olmayan bir şaheserdir. Hüseyin Raci Efendi bu ölümsüz eserini Türkiye'ye göç ettikten sonra yazmıştır. Çünkü bu acı gerçeklerin Bulgaristan devleti sınırları içerisinde kaleme alınarak basılması olanak dışıydı. Ve bu dönemde birçok Türk aydını Türkiye'ye göç etmiş ve ancak bundan sonra bu tarihi gerçekleri kaleme alabilmişlerdir.

 

b) İkinci alt dönem edebiyatı daha farklı koşullarda gelişmeye başlamıştır. Neully Barış Antlaşmasının (1919) azınlıkların korunması hakkında hükümleri, Bulgaristan’ın Türkiye ile dostluk ilişkileri kurulması arzusunu göstermesi, Türkiye'de Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması, Cumhuriyetin kuruluşu ve Atatürk reformları, Bul­garistan Türklerinin de kültür kalkınmasını olumlu yönde etkilemiştir. Turan gazetesi sayfalarında Ahmet Rafet, Ahmet Sadi, Ahmet Gültekin, M. Oguz'un imzalarını taşıyan ilginç düz yazı eserleri, röportajlar vb. çıkmaya başlamıştır. Sanatçılardan bazılarının sosyal-politik sorunları da konu edinerek şiirler yazdığı görülüyor. Böyle şiirler Ziya gazetesinde basılmıştır. Gazete 1921-1923 yillannda çıkarılmış ve Bulgar Komünist Partisinin Bulgaristan Türk halkına ait yayın organı olduğu bilinmektedir. Samim Rifat Deliormanlı, Kircaalli Ferhat, E. Rahvali, Galip Felaketi gibi aydınlar bu gazetede şiirlerini yayımlamışlardır. Oguz'dan Dil Kurultayı (Türkiye'de Harf inkılabından sonra Dil inkılabının 1932'de başlatılması), Kitapları Sevelim; Ahmet Gültekin'den Mekteplerimiz Açılırken vb. yazılar Turancı gençliği dilimiz, tarihimiz, eğitimimiz ve medeniyetimiz hakkında bilgilendirmek, zamanın taleplerine göre bu gençliği yetiştirmek emelleriyle doludur. Ders kitaplarında da milli ruhu okşayan şiirler, yazılar vardır.

 

1920'lerin başlarından başlayarak 1930'ların başlarına kadar süren Türkçe basın faaliyeti ve sanat eserlerinin yayımlanmasına Bulgar devleti tarafından önce kısıtlamalar getirilmiş, 1934 yılı askeri sivil hükümet darbesiyle de tamamen yasaklanmıştır. Edebiyatımızda imzasını bırakmış birçok aydınımız da Türkiye'ye göç etmek durumunda bırakılmışlardır. Birinci dönem edebiyatı temsilcileri olan sanatçılardan ölümsüz "Tarihfe-i Vak'a-i Zağra" başlıklı eseri yazan Hüseyin Raci Efendi başta olmakla Muharrem Yumuk, İzzet Dinç, Mustafa Şerif Alyanak, Meh­met Behçet Perim, Lütfi Ercin, Oğuz Peltek gibi aydınlarımızın Türkiye'ye göç etmesiyle Bulgaristan Türk edebiyatı büyük kayıplara uğratılmıştır. Bul­garistan Türk halkı aydın zümreden yoksun edilmiş, edebiyatın gelişmesi de engellenmiştir.

 

 

BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN BİRİNCİ DÖNEM YAZILI EDEBİYAT TEMSİLCİLERİNDEN

 

HÜSEYIN RACI EFENDI

(Eski Zağra, 1833 -İstanbul, 1906)

 

Eski Zağra'da doğdu. İstanbul'da öğrenim gördü ve çeşitli yerlerde rüştiye hocası olarak görev yaptı. Eski Zağra müftülüğüne atandı. Bu sırada şehir, Ruslar tarafından istilâ edildi. Türk tarihinin acı sayfalarından biri olan Balkan göçüne tanık oldu. Meclis-i Maarif-i Kebir azalığı yaptı. İstanbul'da öldü ve Eyüp'te defnedildi.

Manzum ve mensur bazı eser­leri bulunan Râci Efendi'nin yayımlanan kitapları şunlardır:

 

l. Telhîsü'1-inşâ. Sağlığında yayımlanan tek eseri olan bu kitabı müellif. Zağra'da rüşdiye mektebinde muallim-i evvel olarak çalıştığı sırada kaleme almıştır. Güzel okuma ve doğru yazmayı Öğretmek amacıyla orta öğrenim seviyesine uygun tarzda hazırlanmış bir ders kitabıdır.

 

2. Târihçe-i Vak'a-i Zağra (İstanbul 1326). Müellifi hayatta iken basımı için gerekli izin alındığı halde savaş yüzünden yayımlanamayan eser daha basılmadan okuyanlarca çok beğenilmiş, bazı nüshaları Nâmık Kemal. Recâizâde Ekrem gibi devrin tanınmış edebiyatçılarına da gönderilmiş ve onlar tarafından takdir edilmiştir. Râci Efendi'nin son şeklini 1897'de verdiği, ölümünden sonra oğlu topçu binbaşısı Necmi Râci tarafından yayımlanan eser "Târihçe-i Vak'a-i Zağra", "Hercü-merc-İ Kıt'a-i Rumeli" ve "Hicretnâme" başlıkları altında üç bölümden meydana gelmektedir. Başında Necmi Râci ve müellifin kısa birer sunuş yazısı bulunan ilk bölüm hâtıra tarzında kaleme alınmış olup Ruslar'ın 21 Haziran 1877 tarihinde Tuna'yı geçerek Osmanlı topraklarına girmesiyle başlamakta; Eski Zağra'ya ulaşan işgal haberleri, buradaki tedirgin bekleyiş, Bulgarlar'ın Rus işgali sırasında yaptıkları zulüm, Süleyman Paşa yöneti­mindeki Osmanlı ordusunun kasabayı kurtarması anlatılmakta, arkasından baş­layan göç ve yaşanan faciaların tasviriyle son bulmaktadır. Bu ilk bölüm yazarın bizzat şahit olduğu veya duyduğu olayla­rın hikâyesidir. Kitapta yer alan birçok trajik olayın anlatılışı esere edebî bir hüviyet kazandırmaktadır. İkinci bölümün ilk kısmında Doksanüç Harbi esnasında Rumeli cephesindeki askerî harekât özet­lenmekte, bu sırada yapılan hatalar ve bunların nelere mal olduğu anlatılmak­tadır. Eserin nüshalarından biri o sırada Bağdat'ta sürgünde bulunan Doksanüç Harbi kumandanlarından Süleyman Paşa'ya gönderilince paşa eserde yer alan askerî konularla ilgili olarak tenkidi ma­hiyette bir mektup göndermiştir. M. Ertuğrul Düzdağ. Hüseyin Râci'nin bu bölümün ilk kısmını, Süleyman Paşa'nın bu mektubunda verdiği bilgileri bazı değişikliklerle iktibas suretiyle hazırladığını belirtmektedir. Râci Efendi'nin kaleminden çıkan ikinci kısımda. Ruslar'ın Zağra'yı ve çevresindeki beldeleri ikinci defa işgal et­tikleri 1878 yılı Ocak ayı başından itibaren meydana gelen olaylar, müslümanların katledilişi ve ikinci göçün acıklı manzaraları anlatılmakta, bu faciayı gören yabancı gazetecilerin yazılarından da parçalar nakledilmektedir. Eserin üçüncü bölümü 364 beyitlik bir manzumeden oluşmaktadır. "Müfteilün müfteilün fâilün" vez-niyle yazılan bu manzumede göç ve göç sırasında yolda çekilen sıkıntılarla İstanbul'a gelen yüz binlerce muhacirin bura­da karşılaştığı zorluklar dile getirilmek­tedir.

Bu eser Ertuğrul Düzdağ tarafından günümüz harflerine aktarıldı (1973).

Hüseyin Raci Efendi’nin kitabının başına koyduğu dörtlük:

Aziz-i kavm idik a’da zelil kıldı bizi,
Esir-i bend-i bela vü sefil kıldı bizi;
Bi-gayri hakkin atıp habse bir nice eyyam,
Mudîk-i ye’s ü sitemde alîl kıldı bizi.

M. Ertuğrul Düzdağ günümüz Türkçesine şöyle çevirmiş:

Efendi idik, düşman, zelil kıldı bizi,
Derde belaya atıp, sefil kıldı bizi;
Günlerce haksız yere hapiste yatırarak,
İşkence ve kederle, alîl kıldı bizi.

 

 

Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı Resmi web sitesi

Paylaş