Ahmet Emin Atasoy

10.01.2016 - 16:58

Ahmet Emin Atasoy 16 Mayıs 1944’te Tırgovişte (Eski Cuma)’ye bağlı Krepça (Kirepçe) köyünde dünyaya geldi. Sofya Üniversitesi’nin hem Türk Filolojisi Bölümü’nde hem de Bulgar Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde eğitim görüp 1968’de her iki bölümden mezun oldu. 1966- 1968 yılları arasında Sofya Radyosu (Bulgaristan Ulusal Radyosu)’nda çalıştı. 1966 ile 1989 yılları arasında doğduğu bölgede öğretmenlik yaptı. Birkaç yıl Yeni Hayat (Nov Jivot) dergisinin muhabirliğini yaptı. 1989 yılında ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç etmek mecburiyetinde kaldı. Bursa’ya yerleşip 2005 yılına kadar edebiyat öğretmenliği yaptı. Edebiyat çalışmalarını kesintisiz olarak sürdürmektedir.  

 

Şiir Kitapları

Sensizliğinle Beraber (1968)

Yüreğimde Şirin Tuna Aktıkça ” (1994),

Duygu Burgacı (1994),

Rüzgârların Küstürdüğü Yapraklar (1998)

Perdeledim Penceremi Geceye (1998)

Aşkın Yaşı Yok (1999)

Damla Damla (1999)

Sevgi Denizi (2001) Çocuk Şiirleri

Küllerde Kor Ararken (2004)

Dünya Vurdu Başıma (2004)

Yağmur Duası (2004)

Çocuk Şiirleri (2005)

Kalabalık Yerinde Yalnızlığın (2008)

Gurbet Günbatımları (2010)

Ömrüm Bir Çığlıktı Benim (Toplu Şiirler 1960 - 2012) (2014)

XIX.Yüzyıl Başından Günümüze Rus Şiiri Antolojisi (2014)

XIX.Yüzyıl 60’lı Yıllarından Başından Günümüze Bulgar Şiiri Antolojisi (2014)

 

Yabancı Dilde Şiir Kitapları

Moleben za dıjd (Yağmur Duası, Bulgarca, 2004)

Eho na ehoto (Yankının Yankısı, Makedonca, 2008)

Jar şi spuzâ (Kor ve Kül, Rumence, 2010)

 Predi da trıgneş (Yola Çıkmadan Önce, Bulgarca, 2010)

 

Şiir ve Düzyazı Derlemeleri

1967’nin Bıraktığı Şiirler (Naci Ferhadof’la birlikte, 1969, Bulgaristan)

 XV. Yüzyıldan Bugüne Rumeli Motifli Türk Şiiri Antolojisi (2001)

 Polıh ot Bursa (Bursa’dan Esintiler, Bulgarca, 2008)

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

Yağmur Duası

Güzel bulut, gebe bulut,

Dök içini, yere sindir.

Umut dolu gözlerimiz,

Gözlerimiz tek sendedir.

Yandık korkunç fırınlarda,

Günah dolu defterimiz.

Yüzlerimiz kızıl kanda,

Kızıl kanda ellerimiz.

İnsaf et, duy sesimizi,

Cinnet girdi artık cana.

Yağmurunla yıka bizi,

Yıka bizi kana kana.

Ruhlara dol pırıl pırıl,

Filizlensin ölü sevgi;

Vicdanları bir şiir kıl,

Bir şiir kıl güneş gibi.

 

Hücre

Kaç kez yatıyorum bu pis hücrede

İki metre geniş, o kadar uzun.

İki ikilik bu mezarsı yerde

Kendimi dört dörtlük hissediyorum

 

Taş

Üstünde oturduğum şu yassı

            taş kapkara

Bir gün dostça benimle

Yerini değişecek;

Ben altta kalacağım girer

girmez toprağa,

O da benim üstümde

Duracak sonsuza dek.

 

Şair

/S. Bayram’a/

Yazgısı öyle çetin

Ki ağlarken gülüyor,

Söze can vermek için

Binlerce kez ölüyor.

O bazen bir buzluğan,

Bazen çölde bir yaya,

Kah varlıklı Süleyman,

Kah bir fakir evliya.

Ruhu evren anteni,

İletiyor her yandan

İnsanın çektiğini

Öz kardeşi insandan.

Vereceği son soluk

Hep iyilik adına,

Bir nefeslik mutluluk,

Bir yudum aşk tadına.

Dünyamızın yükünü

Bir yürekte taşıyor,

Seziyor öldьğünü

Ve öldükçe yaşıyor.

 

Bana Yeter

Ferasetli olmam gerekmez seçkin,

Ne bir parlak deha, ne de peygamber.

İnsanca sevilip sayılmam için

Mutlaka kendimi tanımam yeter.

Kafamda kabemi kendim kurarak

Gerçeğin önünde dize gelmek tek.

Gönlümde tohumlar taşımak ak pak,

Haklının hakkını hakkınca vermek.

Yük olmamak asla el sofrasına

Terimin verdiği nimete kanmak.

Başlamadan minnet konuşmasına

Annemle babamı şükranla anmak.

Yanmak gerek ateşinde zamanın,

Dizeleri bu ateşle doğurmak.

Sancısını, sevincini insanın

Yüzyılların ötesine duyurmak.

Uzak tutmak vicdanımı, yüzümü,

Gölgelerden, lekelerden, renklerden.

Gülmem gerek özüm, ruhum güldü mü

Ve inlemem kardeşlerim inlerken.

Bana yeter nefesimdeki hakimi

En kutsal bir ışık gibi bileyim;

Yaşayıp onurlu bir hancı gibi,

Gururlu bir yolcu gibi öleyim.

 

Çay

Sen yorgun belleğim, duy beni: Medet.

Anılar salını bir sal sılaya.

Aylı bir gecede beni yolcu et

O ak pak çaya,

O uzak çaya.

Hani mahallenin delişmenleri

Hiз bakmadan boya, yaşa, sıraya

Atılırdık şevkle balık örneği

O bol sulu çaya,

Yosunlu çaya.

Oysa yaşam kiri kanıma sindi,

Halim yok rahatça nefes almaya.

Ah nice, ah nice hasretim şimdi

O derin çaya,

O serin çaya.

Temizlemek için tüm pisliklerden

Diş sıkıp şu murdar, rezil dünyaya,

Bir kez insan gibi dalmalıyım ben

O temiz çaya,

O eşsiz çaya.

 

 

Paylaş