Sıradanlığın Altındaki İç Güzellik

20.02.2015 - 18:53

Elimde, son günlerde Bulgaristan Türkleri yazınında kendinden söz ettiren, Rüstem Aziz’in Elbette Bir Gün kitabı. Bulgaristan Türkleri yazınının ne Türk, ne Bulgar, ne de küresel yazınla bir bağıntısı, yakınlığı var.

Oysa konum açısından Bulgar, dil açısından Türk yazınıyla doğrudan ilintisi olmalı; her iki kültürden beslenerek gelişmiş evrensel yazınlar arasında yer almalıydı. Bulgaristan Türklerinin onuruna, benlikleri, kişiliklerine düşkünlüğü yazınına da yansıdı. O şimdi ne birine, ne de ötekine yakınlık, ilgi duyuyor. Hiçbir yazına yaklaşmayarak kendi köklerine bağlı, bağlantısız, kendi başına bir yazın olmaya çalışıyor. Bugün zor bir dönemden geçiyor bu yazın. Ona emeği geçmiş, gelişmesi için didinmiş, tırmanmış, Türk yazını düzeyine olmasa bile Bulgar yazını düzeyine taşıma terleri dökmüş yazarları, şairleri, bütüncül dizge tarafından sınır dışı edilmiş. Elli, altmış yıl önce Türk yazınına öykünen, neredeyse onun bir parçası ya da eşlemi konumuna gelen bu yazın, bütüncül (totaliter) dizgenin ülkede yaşayan Türk azınlığı eritme siyaseti sonucu yasaklanmış, işlevine son verilmişti.
Bu yazının sevilen kalemlerinden Rüstem Aziz, çokluk, dört dilden, Türkçeye, Bulgarcaya çevirileriyle tanınan bir yazıncı. Öğretim görevlisi olarak zamanın Demokratik Almanya’sında uzunca bir süre kalmış. Moskova Üniversitesi’nin felsefe bölümünü, ardından Sofya Üniversitesi’nin Türk Edebiyatı fakültesini bitirmiş. Türkçe, Bulgarca kadar Rusçayı, Almancayı, Fransızcayı da iyi biliyor. Geniş, varsıl bir yazınsal edinim, birikim, donanımına sahip. Çevirinin, şiirin yanı sıra, öykü de yazıyor.
/Sevmek seni yudum yudum/ Tadını çıkara çıkara alabildiğine/ Elbet Bir Gün kitabındaki Az mı şiirinden. Steno Yayınları 2014 Varna )
Kitaptaki şiirlere genelde sevi, sevgi titreşimleri, gelgitler, çalkantılar egemen. Yaşamın karmaşık, çetrefil bilinmezliklerini de dizelerine yansıtarak okuyucuyu bezdirip bıktırmadan kitabının içeriğine çeşitlilik, renk katıyor.
/Ben farklıdan korkun niyedir? Kendine güvenmeyen böyledir/ Farklıyı hor görmek küçüklüğü örtemez/ Hoşgörü asilliğini sizin gibiler bilmez/ (Baş parmak mısın?)
Bulgaristan gibi bir ülkede azınlık, hele Türk olmanın ağrıları, acıları, sancılarını anlatmamak, kendini tutmak için Rüstem Aziz epeyce direnmiş. Büyük ölçüde başarsa da sonunda kendini bir dem bırakmadan yapamamış, zaman zaman geçici deşilmelere yenilmiş. Orada görülmedik baskılar yaşayan her Türk gibi onun yüreği de yaralı. Annesinin kucağında bir buçuk yaşında Türkân bebeği öldüren kurşunun bir benzeri Rüstem Aziz’i de yüreğinden yaralamış.
/Değişmedi 1984 kışından beri/ Aslında hâlâ bir buçuk benim yaşım/ Rodopların kara toprağı benim mekânım/ Yeller esip geçiyor kabrimin üstünden/ (1984 Kışından Beri)
Elbet Bir Gün kitabına giren şiirler, uyaklı oluşları, zorlanmadan söylenişleri, bazıları dörtlükler halinde olmaları nedeniyle halk şiirine çalsalar, onu çağrıştırsalar da yine halk şiiri değildirler. Onları bugünkü Bulgaristan Türk şiirinin yazılmakta olduğu kolay anlaşılır şiir genellemesine katabiliriz. Rüstem Aziz’in Bulgaristan’da yaşayan diğer şairlerden ayrılan yanı, şiiri güzelleştiren değerleri, simge ve öğeleri, alışılmışlık ve sıradanlıkla örtmesindedir. Şiirinin tadına varmanız için onlara giydirdiği sıradanlık giyitini üzerinden çıkarmanız gerekiyor. Rüstem Aziz, uyguladığı bu yöntemle yeni bir biçem arayışının izini sürdürdüğü kanısı uyandırıyor. Söz ve dizelerin gösterişsizlik altındaki anlam derinliği, bir düşünbilimsel erim, uzama çekiyor okuru. İşte bu düşünsel derinlik, şairin aradığı o kendine özgü biçem biçimini yakaladı yakalayacak gibi bir izlenim doğuruyor. Rüstem Aziz’in kimileyin, yapısında gönül kımıltıları, kıpırtılar, devinmeler barındıran iç güzelliği dışarı çıkarıp sıradanlığa giydirdiği de oluyor.
/Yıldızları indir koy aramıza/ Avuç avuç alıp/ Atalım koynumuza/ İndir bana ayı/ Koşa oynaya götürelim/ En karanlık yüreklere/ Aşkımızın simgesi deyip bağış edelim/ (Bir Ömür Boyu)
El değmedik, yakası açılmadık donanımıyla birikimini kendinde saklamayı sürdürüyor şair. Oysa bizlere vereceği o kadar çok şey var ki… Gözbebeği gibi koruduğu, bilincine yığdığı bu birikimin elbette kapısını bir gün açacaktır. Yıllandırarak beklettiği bu deneyimle donanımı güzel Türkçemizle insanlığa sunacağı günü sabırsızlıkla beklemekteyiz. Doğrusu, /Türkçem savaşımın hedefi/ Türkçem Türklüğümün temeli/ diyen bir şairden başka türlüsü de beklenemez.
/Yüzümde ellerinin gölgesi hâlâ hafifçe/ Sesin var hâlâ uzak sahillerinde kalbimin. /Ve yıldızlar titreşerek birer mum gibi sönünce/ Aydınlatır içimi iki mavi ışık gözlerin (Sensiz)

Ahmet Türkay 

EkBoyut
Image icon product_1985.jpg242.28 KB

Paylaş